| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by ImageShack.us Sağ klikle

Kardemin Diyari

Pps Video Sesli Şiir Fıkra Aşk Hikayesi Gizem ve Kıssadan Hisse Sesli Çocuk Masalları Oyun İndir Sağlık Radyo Tiyatrosu Biyografiler Spor Haber

Yazılar
 

Bir Kartalın Yeniden Doğuşu - Casper_m

Kartallar, kanatları ve kuyrukları geniş, bacakları tüylü, iri yırtıcılardır. 2–3 yılda ergenliğe ulaşırlar. Uçuşta sıkça dönerek yükselirler. Ormanlar ve dağlarda yaşarlar. Kaya girintilerinde ve ağaçlarda yuva yaparlar. Kartallar tek eşlidir. Yaşamları boyunca eş değiştirmedikleri gibi her yıl aynı yuvayı kullanırlar. Yuvaları genellikle kolay ulaşılamayacak yerlerdedir.
Kartallar, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadırlar.
Kartalların yaşı 40′a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.

Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır;

Ya ölümü seçecektir. Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir.

Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse, kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yer bulduktan sonra, burada gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar.

 

En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkartır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş” uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

İnsan hayatında da zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklardan ve anılardan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz. Bazen kararlarımız acı da verse “Yeniden Doğuş”u müjdeleyebilir.

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :hayvanlar alemi
Casper_m
12 Mayıs 2008
21:35
Yorumlar :3
 
 
 
 

Kül Kedisi - Cinderella - Sesli - Casper_m

Bir zamanlar güzeller güzeli bir kız varmış. Annesi ölünce babası yeniden evlenmiş. Üvey annesi de ilk evliliğinden olan iki kızıyla birlikte gelip eve yerleşmiş. Bu iki kız, yeni kız kardeşlerinden hiç hoşlanmamış. Odasında ne var ne yoksa tavan arasına fırlatıp atmışlar. Ona bir kardeş gibi davranmak şöyle dursun, bütün ev işlerini üzerine yıkmışlar. Ev işleri bittikten sonra bile kızın onlarla oturmasına izin verilmiyormuş. Akşamları, mutfakta, sönmekte olan ocağın önünde duruyormuş tek başına, ellerini küllere doğru tutup ısınmaya çalışarak. Bu yüzden üvey kız kardeşleri ona “Külkedisi” adını takmışla. Bir gün iki kız kardeşe sarayda verilecek bir balo için davetiye gelmiş. İkisi de heyecandan deliye dönmüşler. Herkes Prens’in evlenmek istediğini biliyormuş. ‘Bakarsın ikimizden birini seçer, belli mi olur?’ diye düşünmüşler. İki kız kardeş de kendilerini mümkün olduğunca güzelleştirmek için hemen kolları sıvamışlar. Fakat maalesef bu biraz zormuş, çünkü Külkedisi’nin aksine bayağı çirkinmiş her ikisi de! Balo akşamı, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi mutfakta oturmuş ve için için ağlamaya başlamış. “Neyin var, neden ağlıyorsun Külkedisi?” diye sormuş bir kadın sesi.“Ben de baloya gitmek istiyordum,” demiş hıçkırarak Külkedisi.“Gideceksin öyleyse,” demiş ses. Külkedisi duyduğu sese doğru dönüp bakmış, şaşkınlıktan donakalmış. Güzel bir kadın duruyormuş yanı başında.“Ben senin peri annenim,” demiş kadın. “Şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana bir balkabağı getir hemen!”Külkedisi bir balkabağı getirmiş. Peri annesi sihirli değneğiyle dokununca, balkabağı birdenbire altından bir fayton oluvermiş.“Şimdi de altı fare…” Külkedisi altı fare bulup getirmiş, peri annesi onları hemen ata dönüştürmüş.“Bir sıçan…” Onu da arabacı yapmış.“Ve altı kertenkele…” Onları da faytonun arkasında koşacak altı uşağa çevirivermiş. Nihayet Külkedisi’ne gelmiş sıra. Peri değneğiyle bir dokununca Külkedisi’nin yırtık, pırtık giysileri nefesleri kesecek harika bir elbiseye dönmüşmüş. Ayaklarında bir çift camdan ayakkabı pırıl pırıl parlıyormuş.“Bir şey var yalnız,” demiş Peri. “Gece yarısına kadar eve dönmelisin. Saat on ikide elbisen tekrar eski giysilerine, faytonun balkabağına, atların fareye dönüşecek. Prens’in bunu görmesini istemezsin herhalde? Şimdi git, dilediğince eğlen.”O gece Külkedisi balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan hanımlar (özellikle de iki üvey kız kardeşi) onun elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için ona yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi onunla dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar. Prens ise götür görmez ona âşık olmuş! Ve o andan sonra hiç kimseye bu kızla dans etmek için izin verilmemiş. Saatler saatleri, dakikalar dakikaları kovalamış ve Külkedisi saat tam on ikiyi vuracağı sırada evde olması gerektiğini hatırlamış.“Gitme!” diye seslenmiş Prens arkasından, ama Külkedisi bir an bile durmadan koşup oradan uzaklaşmış. Sokağa çaktığında elbisesi tekrar eski elbiselerine dönüşmüş. Geriye kala kala camdan ayakkabıların bir teki kalmış. Diğer tekini nerede kaybettiğini bilmiyormuş. O gece Külkedisi uyuyana kadar ağlamış. Hayatının bir daha asla o geceki kadar harika olamayacağını düşünüyormuş. Ama bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer tekini sarayın merdivenlerinde bulmuşlar. Ertesi sabah Prens ev ev dolaşıp ayakkabıyı tek tek bütün genç kızlara denetmiş. “Bu ayakkabının dün gece karşılaştığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam,” demiş. Derken Külkedisi’nin evine gelmiş. Üvey kardeşleri ayakkabıyı denemişler. Olmamış. Ayaklarına girmemiş bile. Prens çok üzgünmüş, çünkü uğramadığı sadece birkaç ev kalmış. Tam oradan ayrılacakken evin hizmetçisi dikkatini çekmiş.“Hanımefendi,” demiş Prens Külkedisi’ne, “bir de siz deneseniz?”“O mu deneyecek? Ne münasebet!” diye haykırmış üvey kardeşler. Fakat Prens ısrar etmiş. Külkedisi’nin ne kadar güzel bir kız olduğu gözünden kaçmamış. Tabii ayakkabı Külkedisi’nin ayağına kalıp gibi oturmuş. Prens diz çöküp Külkedisi’ne evlenme teklif ederken iki üvey kardeşe de öfke ve kıskançlıkla olanları seyretmek kalmış. Külkedisi Prens’in teklifini tabii ki kabul etmiş
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
 
 
 

Fare ile Deve - Sesli Dinle- Casper_m

Fare ile DeveBir fare bir devenin yularını eline almış; kibirle “Durma, yürü bakalım” demiş.
Uysal deve yürümeye başlamış. Fare de kendini pehlivan sanmış.

Deve farenin düşüncesini anlamış ve içinden “Sabret, şimdi ne olduğunu görürsün ” demiş.

Birlikte yürümüşler. Gide gide ancak bir filin geçebileceği büyük bir nehre gelmişler. Fare orada durakalmış.

Deve “Ey şamatacı arkadaşım! Niye durdun? Neden şaşırdın? Hadi nehirde yürü bakalım. Sen benim kılavuzumsun. Hadi hızlı yürü” demiş.

Fare “Ya nehrin suyu derinse, batıp boğulmaktan korkarım” diye cevap vermiş. 

Deve “Ben suyu bir kontrol edeyim” diyerek hemen suya yürümüş ve ayağını daldırmış. Sonra “Su dize kadar. Niçin böyle şaşırdın? Aklın başından gitti!” diye sormuş.

Fare “Bana ejderha olan sana karınca gibi gelir. İki diz arasındaki fark açıkça belli. Su senin dizine kadarsa, benim başımı yüz arşın geçer” demiş.

O zaman deve “Öyleyse bir daha böyle küstahlık etme. Yoksa çok sıkıntı çekersin. Kendin gibi farelere karşı kibirlen” demiş.

Fare “Çok pişman oldum. Özür dilerim. Sudan geçmek için bana yol gösterir misin?” deyince deve acıyıp “Haydi hörgücüme sıçra” demiş.

Fare devenin hörgücüne sıçramış ve birlikte nehrin karşı kıyısına geçmişler.

 
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
 
 
 

İkinci Kadın - Casper_m

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :jpg
Casper_m
11 Mayıs 2008
17:49
Yorumlar :0
 
 
 
 

Kedi Gifleri - Casper_m

|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gifler
Casper_m
11 Mayıs 2008
15:26
Yorumlar :1
 
 
 
 

Gül Gifleri - Casper_m









|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gifler
Casper_m
11 Mayıs 2008
14:58
Yorumlar :0
 
 
 
 

Tüm Annelerin Anneler Günü Kutlu Olsun - Casper_m

Anneler Günü

Anneler günü kutlu olsun. Onlara olan sevgimizi saygımızı sadece 1 güne sığdırmamalı her zaman gönüllerini almalı ve sevgimizi saygımızı göstermeliyiz.
Anneler Günü Tarihi Asıl mesleği öğretmenlik olan 1864 doğumlu Anna Jarvis, 1902 yılında babası ölünce annesi ile beraber ABD'de, Philadelphia'da yaşamaya ve çalışmaya başladı. Üç yıl sonra 9 Mayıs 1905'de de annesini kaybetti. Sürekli annesi ile beraber yaşamasına rağmen öldükten sonra "Ona hayatta iken gerekli ilgiyi gösteremediğine inanıyor ve bunun ezikliğini duyuyordu. İki sene sonra Mayıs'ın ikinci pazarında, annesinin ölüm yıldönümünde arkadaşlarını evine çağırdı ve bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini ilk onlara açtı. Fikir kabul gördü, anneler memnun kaldı, babalar itiraz etmedi, Amerika'nın önde gelen bir giysi tüccarı da finansal desteği sağladı. İlk anneler günü Jarvis'in annesinin 20 yıl süresince haftalık dini dersler verdiği Grafton'daki bir kilisede, 10 Mayıs 1908'de, 407 çocuk ve annesinin katılımı ile kutlandı. Jarvin her bir anneye ve çocuğa kendi annesinin en çok sevdiği çiçek olan karanfillerden birer tane verdi. O günden sonra, temizliği, asaleti, şefkati ve sabrı ifade eden beyaz karanfil Amerika'da anneler gününün sembolü olarak kabul edildi. Sıra anneler gününü "milli bir gün" olarak kabul ettirmeye gelmişti. Jarvis, tarihte tek bir kişi tarafından gerçekleştirilen en başarılı mektup yazma kampanyası ile gazete patronlarından işadamlarına, devlet adamlarından din adamlarına kadar ulaşabildiği herkese bu fikrini iletti. Fikir o kadar çok ve çabuk kabul gördü ki, Senato onaylamadan çok önce, bir çok eyalet ve şehirde anneler günü kutlamaları gayrı resmi olarak başlatılmıştı bile. Sonunda 8 Mayıs 1914'te Senato'nun onayı, Başkan Wilson'ın da imzası ile Mayıs'ın ikinci pazarı 'Anneler Günü' olarak resmen ilan edildi. Çok kısa sürede diğer ülkelere de yayılan bu gün çiçek ve tebrik kartı satışlarının tavana vurduğu bir gün oldu. Anna Jarvis sonunda muradına ermiş, kampanyasını başarı ile sonuçlandırmıştı ama kendi hayatı pek mutlu sonla bitmedi. Yoğun çalışmadan evlenmeye ve çocuk sahibi olmaya fırsat bulamadı. Her anneler günü onun için bu yönden acı oldu. Daha ziyade dini ağırlıklı bir kutlama olarak düşündüğü bu günden ticari çıkar sağlamaya çalışanlara karşı hukuki savaş açtı. Davaların hepsini kaybetti. Dünyadan elini eteğini çekti. Bütün gelirlerini hatta ailesinden kalan evini bile kaybetti. Kalan hayatını adadığı, gözleri görmeyen kız kardeşi Elsinore'da 1944'de ölünce sağlığı da tehlikeye girdi. Dostları ona destek vererek son yılını sanatoryumda geçirmesini sağladılar. Bütün dünya annelerinin en azından senede bir gün mutlu olmalarını sağlayan Anna Jarvin, mutsuz, yarı görmez ve yalnız bir şekilde 1948'de 84 yaşında öldü. Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği'nin girişimi ve önerisi üzerine 1955 yılından beri Mayıs ayının ikinci Pazar günü 'Anneler Günü' olarak kutlanmaktadır.

  
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :sohbet
Casper_m
11 Mayıs 2008
01:19
Yorumlar :1
 
 
 
 

Yeşil Gözlüm - Casper_m

 
Yeşil Gözlüm
Günlerim karanlıkta kaybolan renklere benzemeye başlamıştı o günden beri.
Hayatımın ne zaman başladığını bilmiyorum ama, hayatımın son gününün o zaman olduğunu biliyorum.
Başlangıç olarak aslında ruhumun derinliklerinde bir fikir var.
Bir sonbahar günüydü ve hava serindi.
Bir iki saat önce, geçtiğim bu soğuk ve ürpertiçi ağaçların arasında annesini kaybetmiş bir çocuğun içinde kopan felaket gibi fırtına esiyordu.
Soğuktan kafamı kaldıramıyordum.
Vücudum buz tutmuş gibiydi.
Ağaçların arasından geçerken bilmediğim bir nedenden dolayı başımı kaldırdım.
Başımı kaldırmamla onun bahar yeşili gözleriyle cehennemin karanlıgında kaybolmuş gözlerim bir araya geldi.
Ne yapaçağımı şaşırdım az önce soğuktan donan bedenim şimdi günahlarından dolayı cehennem ateşine atılmış insanlar gibi yanıyordu.
Kız yanımdan geçerken,kalbimde onla beraber gitmek istedi.
Kızı gizlicene takip etmeye başladım.
Öyle kendimden geçmiştimki nereye gittiğimin farkında bile değildim.
Kız bir kapıdan içeri girmişti.
Kendime geldiğimde heyecanım iki kat arttı.
Ne yapacağımı şaşırmıştım.
Çünkü kız bizim mahalledeki bir eve girmişti.
Ne yapacağımı şaşırdım.
Koşarak eve gittim.
Kardeşime olan biteni anlattım ve yeri kalbime kazınmış olan evi gösterdim.
Kardeşim bana orda olan, senin dediğin şekilde oturan tek bir kızın olduğunu ve adının Merve olduğunu söyledi.
”Mervemi”ismi o anda kalbime kör hançerlerle kazındı.
Açımı çekiyordum anlıyamadım.
Kızla konuşmak istiyordum.
Ama o cesareti kendimde bulamıyordum.
Ruhum bu cesareti ararken.
Zaman hızla aktı.
Saniyelerdakikalara;dakikalarsaatlere, saatlerse günlere dönüşmüştü.
En sonunda ruhumun derinliklerindeki ateş cesarete dönüştü.
Gözümün önünden ağaçların arasındaki o gözler bir an olsun kaybolmuyordu.
Bilinçsiz bir şekilde kendimi kızın kapısının önünde buldum.
Uzun süre kapının önünde bekledim.
Bir kaç dakika sonra cesaretimi toplayıp kapının ziline bastım.
Kapı yavaşça açıldı. Kapıyı açan genç bir kızdı.
Gözlerine baktım gözleri ormanda gördüğüm o gözlere hiç benzemiyordu.
Kendimi toparladım ve Merveyi sordum?Kız birden ağlamaya başladı.
Kız ağlamaklı gözlerle Merve’nin dün akşam hastaneye kaldırıldığını ve bu sabah öldüğünü söyledi.
Birden kendimi kaybettim eve koştum.
Yüzümü yıkadım ve kafamı kaldırıp aynaya baktığımda, birden kalbim deli gibi atmaya başladığını hissettim.
Çünkü aynada kendi gözlerim yerine onun gözlerini görüyordum.
Koşarak evden çıktım.
Ormanda her zaman hayata küsüp dertlerimi ağaçlarla paylaştığım bi uçurum kenarı vardı.
Kenarına kadar yürüdüm.
Bir kaç dakka etrafı seyrettim.
Birden ağaçların arasındaki o gözler belirdi.
Onlardan başka hiçbir şey göremiyordum.
Bu sefer korkmuyordum.
Gözleri kaybetmemek için yürümeye başladım.
Birden ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim.
Gözlerim karardı.
Hiç bir şey göremiyordum.
Ayaklarımdan yukarlara doğru garip bir açı vücudumu sarmaya başladı.
Birden bir ışık belirdi.Işığa doğru elimi uzattım.
Ve kendimi tekrar o ağaçların arasında buldum.
Kafamı kaldırdım gözleri aradım.
Tam kafamı ümütsizlik içinde eğerken elime bir elin dokunduğunu hissettim.
Kafamı kaldırdığımda bir an ağlamak istedim.
Çünkü O tam karşımdaydı.
Elimi tutmuş ve sadece gözlerimin içine bakıyordu…
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :aşk hikayesi
Casper_m
11 Mayıs 2008
00:13
Yorumlar :1
 
 
 
 

Klavye ile “â,®,©,½” gibi karakterlerin yazımı - Casper_m

Son günlerde kulağıma “inceltilmiş a-a circumflex” harfinin kaldırıldığı ile ilgili bir şehir efsanesi ulaştı. İlgili kaynakları araştırdığımda ise böyle bir şey olmadığını öğrendim. Zaten bunun yapılması mümkün değil, çünkü o harf olmadan pek çok kelimeyi doğru okumak imkansızlaşır. Türkçe yazıldığı gibi okunan ender dillerdendir. Bu nedenle zaten latin alfabesine geçilen zamanın şartları nedeniyle seslerimizi tam karşılayamayan bir alfabeye sahipken (Göktürk alfabesindeki sessiz harf sayısı şu andakinden çok daha fazladır), bir de bu şekilde eksikleri kapatmaya çalışan harfleri atmak çok yanlış olurdu.
Bu vesile ile, ihtiyacınız olduğunda bu inceltilmiş a’ları ve diğer bazı işaretleri bilgisayar klavyenizde nasıl kolayca yazacağımızı söyleyelim. Bazı gazetelerimizde bile bu harf yazılmaya çalışılırken doğru kodlama bilinmediğinden dilimizde bulunmayan “Á” (A acute) yazılabilmektedir. Klavyenizin ALT tuşuna basılı tutarak sayısal kısımda aşağıdaki kodları tuşladığınızda ilgili karakteri hızlı bir şekilde yazabilirsiniz. İsterseniz bu tablonun çıktısını alıp masanıza da koyabilirsiniz:
KARAKTER [ALT] BASILI TUTULARAK YAZILACAK SAYI
â .................................0226
 ................................0194
© ...............................0169
® ...............................0174
½ ...............................0189
¼ ...............................0188
¾ ...............................0190
²(Karesi) .....................0178
³ (Küpü) ......................0179

Daha fazlası için, Başlat-Donatılar-Sistem Araçları altındaki Karakter Haritası’ndan faydalanabilirsiniz. Eğer varsa ALT’lı tuş kısayolu kutunun sağ alt köşesinde gözükür. Kısayol yoksa da “Seç” ve “Kopyala” tuşlarıyla kopyalayıp karakteri yazınıza yapıştırabilirsiniz. (Eğer dizüstü bilgisayar kullanıyorsanız rakamları harflerin üzerindeki rakamlarla değil ALT+FN yapıp numerik modda harf kısmından yazmanız gerekebilir.)
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :teknoloji
Casper_m
10 Mayıs 2008
09:33
Yorumlar :1
 
 
 
 

Görev Şuuru - Casper_m

 Osmanlıların ilk Şeyhülislamı Molla Fenari (1350-1431) Şeyhülislam olmadan önce Bursa kadısı idi. Onun kadılığı sırasında bir adam pazardan bir at satın aldı. Fakat alış-verişin hemen arkasından atın hasta olduğunu farketti. Geri vermesi gerekiyordu, ama satın aldığı adamı zorluk çıkartır, atın hastalığını kabul etmez diye önce kadıya gidip resmi kanaldan işi sağlama bağlamak istedi. Mahkemeye gittiğinde kadıyı (Molla Fenari) yerinde bulamadı. İşini ertesi güne bıraktı. Fakat at o gece öldü. Adam ertesi gün olanları kadıya anlattı, mağdur olduğunu, ne yapması gerektiğini sordu.

    Molla Fenari "Senin zararını ben ödeyeceğim" dedi. Adam hayretle kadıya baktı,

    - "Niçin siz ödeyeceksiniz, konuyla hiçbir ilginiz ve suçunuz yok ki..." dedi.

    Molla Fenari, "Evet öyle görünüyor ama aslında benim de suçum büyük. Eğer sen dün makamıma geldiğinde ben yerimde olsaydım, olaya müdahale eder, atı geri verdirir, paranı iade ettirirdim. At da sahibinin elinde ölmüş olurdu. Bu imkân şimdi yok olmuştur. Senin zararına benim makamımda bulunmamam sebep olduğu için zararını ben ödeyeceğim" dedi ve ödedi.
|^^^^^^^^^^^^^^^^^\ ||\
|__ Emeğe Saygı..._| | |'""|""\___
|_____________ l | | __| __| ___|)
(@!)!(@)"""""**|(@) (@)****|(@)
Etiket :gizem ve kıssadan hisse
Casper_m
09 Mayıs 2008
22:05
Yorumlar :0
 
 
 

Zirve100 Toplist
Beni Facebook'la!